OBESİTE İÇİN YENİ NESİL PROBİYOTİKLER

AKKERMANSIA MUCINIPHILIA UMUT MU ÜTOPYA MI?

Prof. Dr. Ener Çağrı DİNLEYİCİ

Pediatrik Probiyotik Prebiyotik Mikrobiyota Derneği Başkanı

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Eskişehir

enercagri@gmail.com


Globalleşen dünyanın en önemli hastalık grubunu metabolik hastalıklar oluşturmaktadır ve özellikle obezitenin bugünün ve yarının endemik düzeyde bir halk sağlığı problemi olacağı düşünülmektedir. Hemen hemen her gün, obezite sıklığının ve ilişkili komplikasyonların arttığı, obezite başlangıcının çocukluk çağına kadar indiği ile ilgili bilimsel çalışmalar yayınlanmaktadır. Dünyada 600 milyon erişkin, 100 milyon çocukluk çağında obez kişinin bulunduğu ve bu sayının her geçen gün arttığı düşünülmektedir. Obezite tek başına yaşam kalitesi ve komplikasyonları yanında, tip 2 diyabet ve metabolik sendrom gelişimi ile de ciddi bir sağlık problemidir. Obezite gelişmesi sonrası medikal ve cerrahi yaklaşımları ile ilgili birçok gelişmenin yanında, temelde obezitenin engellenmesi için risk faktörlerinin belirlenmesi ve engellenmesi için de girişimler bulunmaktadır. Bunun yanında obezitenin mikrobiyota ile ilişkisinin gösterilmesinin ardından bu alanda da ciddi çalışmalar yapılmaya başlanmış ve bu global sağlık problemi için yeni umutlar oluşturmuştur. Gelecek gelişmelere geçmeden önce obezite tanı, takip ve tedavisinde temel yaklaşımın bu alanda uzman sağlık profesyonellerinin önerileri doğrultusunda yapılması göz önünde bulundurulmalıdır. Diyet, egzersiz ve diğer tüm medikal ve cerrahi yaklaşımların bu alanda uzman kişiler ve ekipler tarafından yönetilmesi tedavi başarısında ve devamlılığında ana unsurdur. Kulaktan dolma bilgiler, sosyal medya ve internette yaygın olarak paylaşılan ancak kanıta dayalı olmayan medikal/alternatif tedavi yaklaşımları ve diyetler, tedavi başarısızlığı yanında ciddi komplikasyonlara yol açabileceği unutulmamalıdır. Obezite nedeni ile takip edilen her hastada, risk faktörleri, yaşı, genetik faktörler ve çevresel değişkenleri göz önüne alınarak bireyselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin uygulanması belki de ilk basamağı oluşturmaktadır.


Son 10 yılda mikrobiyota alanında yapılan çalışmalar obezite ve metabolik sendrom ile bozulmuş mikrobiyota kompozisyonu (disbiyozis) arasında ki ilişkiyi net olarak göstermektedir. Günümüzde birçok endüstriyel toplumda beslenme alışkanlıklarının mikrobiyotayı olumsuz yönde değiştirdiği ile ilgili bilimsel çalışmalar yayınlanmaktadır. Mikrobiyota kompozisyonun bozulmasının obezite ile olan ilişkisi, dışarıdan mikrobiyota kompozisyonun düzeltilmesine yönelik probiyotikler başta olmak üzere mikrobiyota hedefli tedavilerin yapılması ile sonuçlanmıştır. Bu döneme kadar yapılan obez hastalarda probiyotik kullanımı ile ilgili çalışmalarda, olumlu sonuçlar bildirilmiş ancak hiçbir probiyotik suşunun tek başına tedavide uygulanması şeklinde net bir kanıta ulaşılamamıştır. Diyet ve egzersiz tedavilerine ek olarak bazı probiyotik ve sinbiyotik preparatlarının kilo verme üzerine olumlu etkilerinin bulunduğu gösterilmiştir. Probiyotikler, dışarıdan yeterli miktarlarda alındığında vücut için yararlı olduğu klinik çalışmalar ile gösterilmiş mikroorganizmalardır. Prebiyotikler ise dışarıdan alındığında, vücutta yararlı mikroorganizmaların üremesini ve sayısını arttıran ürünlerdir. Yeni nesil probiyotikler ise özellikle 2010 yılından sonra mikrobiyota tedavileri sonrasında, hastalıklara spesifik olarak geliştirilme yoluna gidilmiş mikroorganizmalardır. Bunlar arasında mikrobiyota bazlı tedaviler içerisinde en heyecan verici olanlardan biri Akkermansia muciniphilia’dır.


Filmin heyecanlı sonunu baştan söylemek gibi olacak olsa da bu konuda ilk söylenmesi gereken konu Akkermansia muciniphilia henüz dünyanın hiçbir yerinde tedavi amacı ile kullanılmaya başlanmamış, çalışma ve patent aşamasında olan bir suştur. Akkermansia muciniphilia, ilk kez 2004 yılında tanımlanmış olup, insan bağırsak mikrobiyotasının %0.5-5’ini oluşturmaktadır. Akkermansia muciniphilia, ürettiği “müsin” ile vücudun kendi prebiyotiğini üretme fonksiyonuna sahip bakteridir. Deneysel çalışmalarda ve insanlarda yapılan çalışmalarda, obez bireylerde bağırsaklarda Akkermansia muciniphilia sıklığının normal kiloda ki kişilere göre azaldığını göstermiştir. Bunun yanında Akkermansia muciniphilia’nın bağırsaklarda ki yoğunluğunun obezite dışında, tip 2 diyabet, inflamatuar bağırsak hastalıklarında, hipertansiyonda ve kronik karaciğer hastalıklarında da azaldığı gösterilmiştir.


Akkermansia muciniphilia’nın tedavide kullanılmasının ilk çalışmaları obezite ve tip 2 diyabette deneysel çalışmalarda gösterilmiş, diyet değişiklikleri uygulamaksızın farelerde bu tedavi ile kilo azalması gösterilmiştir. Takip eden deneysel çalışmalarda, Akkermansia muciniphilia’nın kanda endotoksinlerin birikimini engellediği ve bağırsak duvarı geçirgenliğinde ki bozukluklar gerilettiği gösterilmiştir.

Deneysel çalışmalarda alınan umut verici çalışmaların ardından, insan çalışmalarına geçilmiş, ilk aşamada insanlara tedavi olarak verilebilmesi için uygun bir ortamda pastörize edildikten sonra uygulaması yolunun ideal uygulama yolu olduğu gösterilmiştir. Bunu takip eden dönemde de bakterinin pastörizasyonu sonrası etki göstermesinde etkili olan Amuc_1100 proteini tanımlamıştır. 2017 yılına gelindiğinde Akkermansia muciniphilia’nın pastörize edilmesi sonrası metabolik sendromu olan obez erişkinlerde etkili olduğunu gösteren ilk çalışma yayınlanmıştır. Bu ilk çalışma sadece 20 hastada yapılmış olmakla birlikte, olumlu klinik sonuçlar gelecek çalışmalar için umut verici görünmektedir. Klinik etkinlik yanında, canlı ya da pastörize formların güvenlik ve yan etki yönünden değerlendirilmesi de halen devam etmektedir. 2004’de ki keşfedilmesinde bu güne geçen sürede büyük yol katedilen ve sonuçları tıp dünyasının en itibarlı dergilerinde yayınlanan Akkermansia muciniphilia’nın bilimsel serüveninde artık en önemli ve kritik sürece gelmiş durumdayız. Başta Patrick Cani olmak üzere bilimsel çalışmalarını bu alanda devam ettiren araştırmacıları gelecek 5 yıl içerisinde obezite ve birçok hastalıkta kullanım konusunda son sözü söyleyecektir. Kişisel düşüncem halen “umut” olduğu yönünde olmakla birlikte, tüm hastaları, obezite gibi çok faktörlü bir hastalıkta, tek bir bakteri ya da onun metabolitleri ile çözmenin biraz “ütopik” olduğunu düşünüyorum. Eğer klinik sonuçlar olumlu olursa, global ölçekte bir değişim yaratacağı da kesin gibi, bekleyip göreceğiz.

O zamana kadar obezite, metabolik sendrom, tip 2 diyabet gibi hastalıklarda konusunda uzman sağlık profesyonellerinin kanıta dayalı bilimsel yaklaşımları temel tedavi yöntemi olmaya devam edecektir. Bir çocuk hekimi olarak gelecek nesillerin obez olmaması için ne yapabiliriz diye düşündüğümde ise, normal doğumu teşvik etmek, anne sütü verilmesini arttırmak ve akılcı antibiyotik kullanımının en önde gelen korunma yolları olduğunu düşünüyorum. Gelecek ile ilgili umudumuz sağlıklı ve mutlu çocuklar…