Zerdeçal; Her derde deva mı?

Bir Farmakognozi araştırmacısı olarak eskiden bir bitkinin etkileri hakkında “şuna da iyi gelir, buna da iyi gelir, ……..” şeklinde bazı kaynaklarda yer alan abartılı bilgileri görünce; “Olur mu, canım! Amma abartmışlar, resmen uydurmuşlar!” şeklinde düşünürdüm. Ancak günümüzde bilimsel araştırmalar her bitkinin; meyve, sebze ya da Fitoterapi ürünü olsun, bir “Sağlık Savaşçısı” potansiyelinde sahip olduğunu ortaya koyuyor. İş, söz konusu yararlarını bilimsel olarak ortaya koyabilecek araştırmaları planlayıp yürütebilmek. İşte söz konusu bitkilerden biri de Hint mutfağının temel baharatı olan ZERDEÇAL. Son yılların gözdesi. En kapsamlı bilimsel tarama motoru olan SCOPUS’ta “Curcuma longa ve Turmeric” anahtar kelimeleri ile bir tarama yaptığımda gün itibariyle 2535 bilimsel yayın buldum. Ancak daha önemlisi bunların 1524’ü yani yüzde 60’ı 2010 tarihinden sonra yayımlanmış. İşte neden son yılların gözdesi olduğu anlaşılıyor.


Bir baharat olarak Zerdeçal çorbasından çayına, yemeklerden keklere kadar geniş kapsamda besinlere hem lezzet hem de renk katıyor. Ama zerdeçalı sadece bir baharat olarak tanımlamak ne kadar doğru! Özellikle son yıllarda yürütülen bilimsel araştırma bulguları zerdeçalın insan sağlığı bakımından ne kadar önemli olabileceğini ortaya koyuyor. Zerdeçalın içerisinde bulunan ve baharata sarı-turuncu rengini veren Kurkuminoitlerin (kurkumin, demetilkurkumin, bisdemetilkurkumin) vücudumuzda hasara yol açan serbest oksijen radikallerinin (antioksidan) ve iltihaplanmaya yol açan maddelerin oluşumunun (transkripsiyon faktörleri) önlenmesi (antienflamatuvar) ve vücutta yol açtığı hasarın bastırılmasında kuvvetli katkısı bulunduğu bilimsel araştırmalar ile gösteriliyor. Zaten oksidatif hasar ve iltihaplanma, yaşlanmadan tutun kansere kadar bizi kaçınılmaz sona sürükleyen hemen hemen tüm sağlık sorunlarımızın başlıca sorumlusu. Yürütülen klinik çalışmalar safra artırıcı etkisi ile yağlı yemeklerin sindiriminin yanı sıra, romatoit artrit, osteoartrit, mevsimsel alerjiler, depresyon, ülseratif kolit gibi hastalıklarında şikayetlerin giderilmesinde katkı sağlayabildiğini ortaya koyuyor.


Mevcut araştırmalar arasında benim en çok dikkatimi çeken husus, kemoterapi ve radyoterapi uygulanan kanser hastalarında, bu tedaviler ile birlikte kurkuminoitlerin kullanılmasının kanser tedavisinin daha etkili olmasını sağlayabildiği ve kemoterapi ya da radyoterapinin yol açtığı organ hasarlarını önleyebildiği. Bu bence çok önemli bulgu.


Kolon kanseri hastaları üzerinde yürütülen iki klinik çalışmadan birinde 4 ay kullanıldığında kolon kanserini tetikleyici rol oynayan lipit mediyatörü olan prostaglandin E2’yi baskıladığı, diğerinde ise kolondaki poliplerin büyüklüğü ve sayısında belirgin azalma sağladığı gözlemlenmiş. Pankreas, yumurtalık, kolon, meme, prostat, multiplemiyeloma, akciğer, mide, deri ve karaciğer kanserlerinde kemoterapi ile birlikte 6-8 ay uygulandığında kanser ilaçlarının etkinliğini artırdığı bildiriliyor. Diğer taraftan, diğer çalışmalarda kemoterapi/radyoterapi ilaçlarının yol açtığı bulantı/kusma, diyare/kabızlık, kilo kaybı, hafıza/algılama sorunları, yorgunluk, enfeksiyon, kan değerlerinde düşme gibi yan etkileri belirgin bir şekilde azaltabildiği gözlemlenmiş. Kanser ilaçlarının kalp, sinir, karaciğer, böbrek, işitme gibi organlar ya da işlevler üzerindeki hasarlarını önleyebildiği tespit edilmiş. Bu araştırmaların, kanser kemoterapisi veya radyoterapisi sırasında bitkisel destek ürünleri kullanılmasına şiddetle karşı çıkanlara yol göstereceğini ümit ediyorum.


Zerdeçalın emilim sorunu


Bir hususa dikkatiniz çekmekte yarar var; zerdeçalın doğrudan kullanılması ile vücuda emilimi sadece yüzde 1 gibi çok düşük bir oranda gerçekleşebiliyor. Kurkuminlerin vücuttaki stabilitesi düşük, emilemeden atılıyor.


Kullanılacak miktar kullanılan ürüne, kullanım amacı ve semptom şiddetine göre farklılık gösteriyor. Zerdeçal ekstresi içinde kurkuminoitler %95 gibi yüksek oranda ve günlük önerilen miktar 500 mg ile 2000 mg arasında değişiyor. Zerdeçal rizom tozu içerisinde kurkuminoitlerin oranı %3 civarında. Bir çorba kaşığı dolusu rizom tozu 5000 mg civarında gelir ve ortalama 150 mg kurkuminoit taşır. Görüldüğü gibi önerilen miktar en düşük kurkuminoit miktarını alabilmek için günde en az 4 çorba kaşığı zerdeçal rizom tozu yutulması gerekior. Ancak bu da etmiyor; kurkuminoitlerin sudaki stabilitesi düşük olduğundan istenilen etkili kan seviyesine ulaşması oldukça zor.


Emilimi artırmak için karabiber ilave edilmesi önerisi ile ise emilim yüzde 100 artırılabiliyor; yani sadece yüzde 2 emilebiliyor. Emilimde sağlanan bu yüzde 100 artış insanlarda büyük bir artış gibi algılanıyor, maalesef. Aktardan aldığı zerdeçal tozunu kimi yoğurda, kimisi bala, çorbaya katıp kullanıyor. Ayrıca karabiberin içerisindeki temel etkili bileşen olan piperin vücudumuzda bulunan ilaç metabolize eden enzimleri (sitokrom P grubu) baskıladığından zerdeçal kökünün karabiber ilave edildikten sonra kanser ilaçları ile birlikte kullanılmasının doğru bir tercih olmayacağını düşünüyorum. Zerdeçalın bu şekilde düşük emilimi aslında vücudun bir savunma mekanizması ve herhangi bir fizyolojik cevap beklenmiyorsa, sağlıklı beslenme, sağlığın sürdürülebilmesi bakımından yararlı şüphesiz. Zaten zerdeçalın etkinliğinde ilk bulgular zerdeçalı baharat olarak sıklıkla kullanan doğu toplumlarında yürütülen epidemiyolojik araştırmalar sağlanmış. Ancak bir tedavi, fizyolojik bir cevap beklentisi varsa, baharat kullanarak zerdeçalın yararlı olmasını beklemek biraz hayalcilik olur.


Emilim sorununu çözmek amacıyla güncel teknolojiler kullanılarak hazırlanan özel formüller ile emilim 25-30 defa artırılabiliyor; yağ emülsiyonu, nanoteknoloji, fitozom kaplama gibi. Tabi, önemli olan geliştirilen formüllerin emilim parametrelerinin klinik olarak da ortaya konulabilmesi. Zerdeçal/yağ emülsiyonu 7-10 misli emilim sağlayabiliyor. Zerdeçal tozuna göre avantajlı, ancak şimdiye kadar en yüksek emilim sağladığı klinik olarak ispatlanan bir patentli ekstre var: Meriva extract®. Kurkuminlerin 29 misli emilebildiği (yani yüzde 2900) gösterilmiş.


Romatizma ya da romatoit artrit hastalarında ağrının hafifletilmesi için yangı giderici ilaçlar, ağız yoluyla veya eklem içine düşük miktarlarda glukokortikoitler ya da diğer romatizma ilaçları (hastalık modifiye edici antiromatizmal ilaçlar) uygulanıyor. Ancak hastaların üçte birinin bu ilaçlara cevap vermediği bildiriliyor. Ayrıca uygulamalarda mide-bağırsak sisteminde kanamalar, yüksek kan basıncı, kemik erimesinde artış, kemik iliği depresyonu, karaciğer hasarı, aşırı hassasiyet, alerjik tepkimeler, enfeksiyon riskinde artış ve görme kaybı gibi ciddi bazı yan etkiler önemli sorun teşkil ediyor.


ARAŞTIRMALAR DEVAM EDİYOR


Asya mutfağının vazgeçilmez bir lezzeti olan zerdeçal ve başlıca etkili bileşenleri olan kurkuminoitler son yıllarda en çok dikkat çeken doğal ürünler... Kurkum, Farsça safran anlamına geliyor, kurkumin ise zerdeçala sarı rengini veren madde... Yapılan deneysel çalışmalar hem zerdeçalın ve hem de kurkuminoitlerin insan sağlığını olumsuz etkileyen geniş bir yelpazede birçok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde yararlı olabileceğini ortaya koyuyor. Bu hastalıklar arasında çeşitli yangılı hastalıklar, kalp-damar hastalıkları, tip-2 şeker hastalığı, alzheimer, multipl skleroz ve çeşitli kanserler gibi insan sağlığını ve yaşamını tehdit eden en önemli hastalıklar dikkati çekiyor.


Zerdeçal ve kurkuminlerin etkinliğini ortaya koyan şimdiye kadar tamamlanmış 50 kadar klinik çalışma bulunuyor. Bu çalışmalarda dikkati çeken husus etkinliğin yanı sıra uygulamanın güvenilirliği, yani yan etki bakımından riskin az olması. Ayrıca şu an sürdürülmekte olan 30 kadar klinik çalışma daha bulunuyor.


VÜCUTTAN HIZLA ATILIYOR


Yapılan bir klinik çalışmada herhangi bir ilaç ya da cerrahi tedavi uygulanmayan 45 hafif ve orta derecede romatoit artrit hastası seçiliyor. Hastalar üç gruba ayrılarak bir gruba zerdeçal özütü (500 miligram), bir gruba yangı giderici bir ilaç olan diklofenak (50 miligram) ve diğer gruba ise zerdeçal özütü ve diklofenak karışımı uygulanıyor. Uygulamalar belirtilen dozlarda günde iki defa ve sekiz hafta sürdürülüyor. Hastaların başlangıçta ve deney sonunda biyokimyasal analizleri, radyolojik tetkikleri yapılıyor. Sonuçlar uluslararası bilimsel değerlendirme indeksleriyle izleniyor.


Hastaların deneyin başlangıcında yapılan değerlendirmesinde izlenen indekslerde herhangi bir farklılık bulunmadığı, sekiz haftalık uygulama sonrasında ise tüm hastalarda şikayetlerin hafiflediği gözlenmiş.


Ancak yangıya ilişkin bazı parametrelerde


(C-reaktif protein gibi) en yüksek değişimin zerdeçal özütü ve zerdeçal+diklofenak karışımı ile sağlandığı tespit edilmiş. Yan etki bakımından diklofenak ile gözlenen yan etkilerin (gözler etrafında şişkinlik, kaşıntı, görüş kaybı) zerdeçal özütünün uygulanmasıyla görülmediği bildiriliyor.


Sonuç olarak zerdeçal özütünün bilinen yangı giderici ilaçlara oranla çok daha etkili olduğu ve yan etki riski bakımından ise güvenilir olduğu görülmüş. Ancak normalde zerdeçal özütünün vücutta emilimi az ve vücuttan da hızla atılıyor. Bu nedenle bu deneylerde yedi defa daha yüksek emilim gösteren özel bir zerdeçal özütü kullanılmış.


Bilimsel araştırmalar, zerdeçal özütünün özellikle iltihap giderici, oksidatif hasarı önleyici ve mikroorganizmalara karşı etkinliği ile kanserler dâhil birçok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.


Zerdeçal rizomu, taze ya da kuru halde, başta Hindistan olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinde binlerce yıldır geleneksel sağlık sisteminin ve baharat olarak da mutfağının en önemli elemanlarından biri. Ancak batılı toplumlarda son yıllarda yer almaya başladı. Şüphesiz bunun başlıca nedeni, gelişen bilimsel araştırma tekniklerinin ortaya koyduğu çok kapsamlı ve çeşitlilikte biyolojik etkinlik özelliği. Yürütülen bilimsel araştırmaların sonuçları özellikle iltihap giderici, oksidatif hasarı önleyici ve mikroorganizmalara karşı etkinliği ile kanserler dâhil birçok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde rol oynayabileceğini ortaya koyuyor.


Sedef hastalığı ya da tıp dilindeki adı ile ‘psoriasis’ bağışıklık sistemi sorununa bağlı bir iltihaplı deri hastalığıdır. Hastaların çoğunluğunda psoriasis’in yanı sıra metabolik sendrom, Crohn hastalığı ve kalp damar hastalıkları gibi iltihaplı hastalıklar birlikte görülmektedir. Hafif ve orta derecede sedef vakalarında genellikle haricen sürülen veya ağızdan alınan ilaçlar ile şikâyetlerin kontrolü sağlanabilmektedir. Ancak hiç şüphesiz bu uygulamalarda hastaların beklentisi ürünün etkinliğinin yanı sıra güvenilirliğidir. Yeni yayımlanan bir çalışmada zerdeçal özütü ile hazırlanan bir merhemin etkinliği gönüllü hastalar üzerinde incelenmiş.


Şikayetlerde azalma


Çeşitli yaşlarda (18 ile 60 yaşları) ve kol ve bacaklarında hafif ve orta derecede lezyonlar bulunan kırk sedef hastası belirli kriterlere göre seçilmiş. Hastaların vücudunun sol tarafında bulunan lezyonlar üzerine etkisiz merhem (plasebo) sürülürken vücudun sağ kısmında bulunan lezyonlar üzerine yüzde yarım (yüzde 0,5) zerdeçal özütü ile hazırlanan merhem sürülmüş.


Hastalarda her üç haftada bir değerlendirme yapılmış “Psoriasis Alanı ve Şiddeti İndeksi” kızarıklık, lezyon kalınlığı, pullanma, lezyon alanı genişliği. Yapılan değerlendirmede kol ve bacaklarda kızarıklık, pullanma ve lezyon kalınlığının ilk üç haftalık değerlendirme sürecinden başlayarak azalmaya başladığı ve 9 haftalık uygulama sonunda şikâyetlerin plasebo grubuna göre belirgin olarak azaldığı bildiriliyor. Bu süreçte bildirilen kuruluk ve yanma hissi gibi yan etkilerin boş merhem uygulanan grupla aynı olduğu, yani zerdeçal merheminin herhangi bir olumsuz duruma yol açmadığı tespit edilmiş. Etkinin muhtemelen zerdeçalın etkili bileşeni olarak bilinen kurkuminoitlerin sedef hastalarında artış gözlemlenen fosforilaz kinaz enzimini baskılanması sonucu sağlandığı düşünülüyor.


Parkinson hastalığı en basit şekilde, beyinde dopamin yetersizliğine bağlı olarak sinir uçlarında iletinin yavaşlaması neticesi vücutta titreme, yavaş hareket etme gibi belirtilerle ortaya çıkan bir durum olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla mevcut tedaviler beyne dopamin sağlanmasına yönelik olarak sürdürülür. Ancak ne yazık ki bu uygulamalar dopamin nöronlarında hasarı önleyemediği için hastalık yavaş ve sinsice ilerler.


Yürütülen bilimsel saha çalışmaları erkeklerde parkinson riskinin kadınlara oranla daha yüksek olduğunu gösterir.


Yine Asyalı uluslarda parkinson gelişme sıklığının Kafkas ırkına (beyaz ırk) göre çok daha düşük olduğu gözlenmiş.


Bunun muhtemel nedeninin Asyalı toplumlarda günlük beslenmede baharat olarak önemli bir yeri olan körinin temel bileşeni olarak kullanılan zerdeçala bağlı olabileceği ileri sürülür.


YAĞIDA ÇÖZÜM YOLLARINDAN BİRİ


Nitekim yapılan deneysel çalışmalarda zerdeçalın başlıca etkili bileşeni olarak kabul edilen kurkuminlerin beyin dokusuna eriştiği tespit edilmiş. Ağız yoluyla alınan (yediklerimiz, içtiklerimiz) her madde beyine gitmez. Dolayısıyla kuvvetli antioksidan ve yangı giderici özellikleri bilinen kurkuminlerin kan-beyin engelini geçerek beyinde sinir hücrelerinde oksidatif hasarın önlenmesinde rol oynaması muhtemel.


Zerdeçalın etkili bileşeni olan kurkuminler üzerinde yürütülen bilimsel ölçekte çalışmalar kanser, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları, iltihaplı ve enfeksiyonlu hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde yararlı olduğunu ortaya koydu. Kurkuminlerin antioksidan etkisi kuvvetli antioksidan etkili bir vitamin olan E vitamininden on defa daha kuvvetli bulundu.