Bağnazlık üzerine

Geçtiğimiz hafta içerisinde bir hastanede davet üzerine konferans vermeye gittim. Konu olarak son yılların en popüler bitkisel ilacı olan “Zerdeçalı” seçmiştim. Konuşma yapacağım kitle hekimler ve diğer sağlık elemanları olunca önemli olan husus, ileri sürülen iddiaların klinik araştırmalar ile kanıtlanmış olması. Bu çerçevede hazırladığım sunum bilimsel kapsamda planlanmış klinik (randomize, plasebo kontrollü) araştırmaların sonuçlarını içeriyordu. Sunum bittikten sonra soruları cevaplandırdım. Ancak sonradan Gastro-enteroloji uzmanı olduğunu öğrendiğim bir kişi; “zerdeçalı abartmayalım, üzerinde yapılmış randomize çalışmalar yok!” şeklinde bir beyanda bulundu. Düşünebiliyor musunuz? Ben bir saat boyunca sadece klinik araştırma bulgularını anlatıyorum ve kişi bunları yokmuş gibi kabul ediyor. Beyin reseptörleri TIKALI! Buna “Akıl Tutulması” denir, sanırım. Bazı hekimler doğal tedavilere karşı bu şekilde bir katı Ortodoks tutum içerisinde. Neden? Çünkü mevcut temel bilgileri bu seviyede yeni bilimsel araştırmaları kavrayacak ve değerlendirebilecek alt yapıya sahip değil; firmalar tarafından empoze edilen sonuçları kabul etmek zorunda kalıyor. Tabi gelişmeleri öğrenmek için çapa sarf eden, hastalara nasıl daha iyi hizmet verebilirim diye düşünen ve araştırmaları tarafsız şekilde izleyen hekim arkadaşlarımı tenzih ederim.


Bu konuda benzer bir başka yeni gelişme ise “Fitofarmasi Uzmanlığı”. Türk Tabipler Birliği “Eczacılıkta Uzmanlık” dalları arasında yer alan “Fitofarmasi uzmanlığı” konusunda Anayasa Mahkemesine iptal için müracaat etmiş. Gerekçe benzer; “Fitofarmasi yeni tanımlanmış bir uzmanlık dalı olması nedeniyle sonuçları bilimsel klinik çalışmalar ile desteklenmiyor”. “Fitofarması uzmanlık müfredat içeriğinin hekimlik uygulamaları, hekimlik mesleğinin değerleri, birey ve toplum sağlığı açısından olumsuz yönleri olduğunu değerlendirmiş, ….”. Bu gerekçenin sağlık konusunda herhangi bir eğitimi olmayan bazı kişilerin internet veya medya üzerinden yaptıkları yanlış öneri ve uygulamalardan farkı ne? Fitofarmasi kavramını daha önce duymamış, kökenini araştırmaya bile gerek görmeden “yeni” olduğu hükmüne varılmış. Herhangi bir şekilde konuyu enine boyuna araştırmadan bu şekilde bir gerçek dışı gerekçe ile “Başka bir mesleğin özlük haklarına” karışmayı kendilerine nasıl hak olarak görüyorlar?


Maalesef konunun önemini kavrayamamışlar. Fitoterapinin toplumda giderek artan popülaritesi nedeniyle sağlık eğitimi olmayan kişiler tarafından yapılan spekülasyonu, insanların kandırılarak kazanç sağlanmasını önlemeye ve insan sağlığını korumaya yönelik olarak ortaya konulan bir kavramdır. Fitofarmasi uzmanlık alanında eğitim alan kişiler bilimsel araştırma bulgulardan hareketle güncel tedavi uygulamalarında karşılaşılan ilaç-, besin-, tedavi- etkileşmeleri gibi sorunların giderilmesinde, ilaç/tedavilerde karşılaşılan advers/yan etkilerin önlenmesinde, daha etkili tedavi uygulamalarında rol oynayabilecektir. Mesleklerine “Hipokrat Yemini” ederek başlayan bir meslek mensuplarının Hipokrat’ın “Önce Hastaya Zarar vermeyeceksin” sloganını unutmaması gerekir. Klinik Farmasi gibi Fitofarmasi de bu ideali oluşturmak üzere atılan önemli bir adımdır. Bu uygulamalardan hekimlerin neden gocunduğu ortada; Gastrocu örneğinde olduğu gibi “Görmek istemiyorlar”. Şimdi tartışılması gereken “Neden görmek istemiyorlar?”